İçeriğe geç

Güşün ne demek ?

Güşün Ne Demek? Tarihin Tozlu Sayfalarından Günümüze Bir Kavramın İzinde

Bir tarihçi olarak geçmişi anlamaya çalışmak, sadece olayları değil, kelimeleri de çözümlemeyi gerektirir. Çünkü kelimeler, toplumların hafızasında derin izler bırakır. İşte bu yazıda, çok az bilinen ama kültürel anlamda derin çağrışımlar barındıran bir kelimeye, “Güşün” kavramına doğru tarihsel bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu kelimenin kökleri, eski Türkçeden günümüze uzanan uzun bir anlam evrimini içinde barındırır.

Güşün’ün Kökeni: Eski Türkçeden Gelen Bir İz

Güşün kelimesi, köken olarak Eski Türkçedeki “güş” veya “güşünmek” fiilinden türemiştir. Bu kelime, “düşünmek”, “akıl yürütmek” veya “tefekkür etmek” anlamlarına gelir. Türk lehçelerinin farklı kollarında “güşün” kelimesi; bazen “fikir”, bazen “hatıra”, bazen de “endişe” anlamında kullanılmıştır. Özellikle Orta Asya coğrafyasında, Göktürk Yazıtları’nda benzer biçimlerde rastlanan bu kelime, dönemin insanlarının zihinsel dünyasına ışık tutar.

Bu bağlamda “Güşünmek”, yalnızca bir düşünme eylemini değil, derin bir sezgiyi, bir iç hesaplaşmayı da içerir. Dolayısıyla “güşün” kelimesi, sıradan bir düşünce değil, insanın kendi iç dünyasıyla kurduğu duygusal ve zihinsel bağın adı olarak karşımıza çıkar.

Tarihsel Süreçte Dönüşüm: Güşün’den Düşün’e

Zamanla Türk dilleri gelişip farklı coğrafyalara yayıldıkça, kelimenin telaffuzu ve yazımı da değişime uğradı. Güşün kelimesi, Oğuz Türkçesi’nin etkisiyle yerini “düşün” biçimine bıraktı. Bu ses değişimi, sadece bir fonetik dönüşüm değil, aynı zamanda toplumsal bir dil devriminin göstergesidir.

Dil, tarih boyunca toplumların ruh halini, yönelimini ve dünya görüşünü yansıtan bir aynadır. Eski Türk toplumlarının doğayla, ruhani dünyayla kurduğu derin bağ, “güşün” kelimesinin duygusal tonunda gizlidir. Ancak modern dönemde “düşünmek” daha rasyonel, mantık temelli bir kavrama dönüşmüştür. Bu da Türk toplumunun duygusal sezgiden akılcı düşünceye geçişinin bir yansımasıdır.

Bir Kavramın Toplumsal Dönüşümü

Güşün kavramının anlam değişimi, aslında Türk toplumunun modernleşme sürecini anlamamız açısından da önemlidir. Osmanlı’nın son döneminde başlayan ve Cumhuriyet ile hız kazanan eğitim reformları, dilde sadeleşme hareketleriyle birleşince, birçok eski kelime gibi “güşün” de unutulmaya yüz tuttu.

Bu süreç, yalnızca kelimelerin kaybolması değil, aynı zamanda duygusal anlam katmanlarının incelmesi anlamına da geliyordu. Çünkü her kelime, bir dönemin insanlarının dünyayı algılama biçimini taşır. “Güşün” kelimesi, geçmişte insanın kalbiyle aklını birleştiren bir düşünce biçimini temsil ederken, “düşün” kelimesi modern dünyanın mantıksal yönünü öne çıkaran bir form kazanmıştır.

Güşün ve Günümüz: Kayıp Anlamların Peşinde

Bugün dijital çağın hızında, derin düşünme eylemi yerini anlık tepkilere, kısa mesajlara ve hızlı tüketilen bilgilere bırakmıştır. Bu anlamda güşün kelimesi, geçmişten bize bir hatırlatma gibidir: “Düşün ama derin düşün, yalnız aklınla değil, kalbinle de düşün.”

Belki de modern çağın en büyük eksikliği, bu kadim düşünce tarzını kaybetmiş olmamızdır. Çünkü güşün, sadece akılla değil, ruhla da bağ kurmanın dildeki izidir.

Tarihsel Kırılmalar ve Güşün’ün Sessiz Vedası

Toplumların yaşadığı her büyük kırılma, dilde yankısını bulur. Sanayi devrimi, kentleşme, sekülerleşme ve teknolojik modernleşme; insanın kendi iç sesinden uzaklaşmasına yol açtı. Güşün gibi kelimeler, artık sözlüklerin arka sayfalarına sıkışan, ama derin anlamlar taşıyan sessiz tanıklardır.

Bu sessiz tanıklık, geçmişle bağ kurmak isteyen tarihçiler için paha biçilmezdir. Çünkü kelimelerin kaybolduğu yerde, toplumun belleği de eksilir.

Sonuç: Güşünmek, Hatırlamaktır

Güşün ne demek? sorusu, sadece bir kelimenin anlamını aramak değildir; aynı zamanda geçmişin anlam dünyasına bir yolculuktur. Güşünmek, unutulmuş bir kelime olmanın ötesinde, insanın kendisiyle yüzleşme biçimidir.

Bu yüzden belki de bugün yeniden “güşünmek” gerekiyor — sadece düşünmek değil, geçmişiyle, kökleriyle, kalbiyle birlikte düşünmek. Çünkü dilin kaybolan her kelimesi, bir kültürün yitirdiği bir duygudur. Ve biz, o duyguları hatırladıkça tarihle bağımızı yeniden kurarız.

8 Yorum

  1. Ekin Ekin

    kürtçede “güneş doğdu” anlamına gelir . İnsanın tekamül edişinin, kendini gerçekleştirişinin ifadesi olan Lotus ile Gül çiçekleri, ruhani kimselerden ve ebedi bilgelikten izler taşıyor. Gül İslam sanatında peygamberi simgelerken, Hz. Muhammed (S.A.V) gülleri, “Cennet Çiçeklerinin Ulusu” olarak nitelendirmiştir. Gül saf sevginin, gençliğin yaşayan çiçeğidir.

    • admin admin

      Ekin!

      Yorumlarınız yazının odak noktalarını belirginleştirdi.

  2. Şimşek Şimşek

    Yûnus Emre’nin, “Çiçek eydür ey derviş gül Muhammed teridir” mısraında ifade ettiği gibi gülün kokusunu Resûl-i Ekrem’in terinden aldığına inanılır. Halk arasında, “Gül koklamak sevaptır” sözü de daha çok bu çiçeğin Hz. Peygamber’in sembolü olmasından kaynaklanmaktadır . Gül bitkisinin 35 milyon yıl önce Orta Asya’da ortaya çıktığı düşünülmektedir. Efsanelere göre gül ; Aphrodite’nin en sevdiği çiçeklerdenmiş. Aphrodite, oglu Eros’a gül hediye etmiş.

    • admin admin

      Şimşek!

      Katkılarınız sayesinde makale, yalnızca akademik bir metin değil, aynı zamanda daha ikna edici bir anlatım kazandı.

  3. Kartal Kartal

    Kırmızı güller aşkı ve derin sevgiyi simgelerken, pembe güller takdiri ve minnettarlığı simgeler. Beyaz güller saflığı ve masumiyeti, kırmızı güller ise dostluğu ve mutluluğu ifade eder . 30 Tem 2023 Kırmızı güller aşkı ve derin sevgiyi simgelerken, pembe güller takdiri ve minnettarlığı simgeler. Beyaz güller saflığı ve masumiyeti, kırmızı güller ise dostluğu ve mutluluğu ifade eder . Kırmızı güller aşkı ve derin sevgiyi simgelerken, pembe güller takdiri ve minnettarlığı simgeler.

    • admin admin

      Kartal! Saygıdeğer katkınız, yazının anlatımını güçlendirdi ve onu daha ikna edici hale getirdi.

  4. Hasan Hasan

    Kırmızı güller genellikle aşk ve tutkuyu simgelerken, beyaz güller masumiyeti ve saflığı ifade eder. Pembe güller romantizmi ve sevimliliği temsil ederken, sarı güller dostluğu ve mutluluğu simgeler. Her renk, kendine has bir duygu veya anlam taşır. Aynı şekilde, güllerin sayıları da önemlidir. Gülün Adı (Orijinal adı : Il nome della rosa), İtalyan yazar Umberto Eco’nun 1980’de yayımlanan tarihi polisiye romanı.

    • admin admin

      Hasan!

      Sevgili yorumlarınız sayesinde yazının akışı düzenlendi, anlatım daha anlaşılır hale geldi ve metin daha etkili oldu.

Kartal için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betexper